Bereket, imdadıma, hem iyi bir edebiyatçı, hem büyük bir düşünür olan Rasim Özdenören yetişti.
Uzunca bir alıntı olacak ama, demek istediğimi Rasim abi çok güzel çerçevelemiş.
Buyrun, okuyalım: ‘(Çarşaf açılımıyla) CHP’nin mevcut durum muvacehesinde kendi fetişinden mi kurtulduğu, yoksa başkası indinde fetiş olarak kabul edildiğini düşündüğü duruma saygı gösterme pozuna mı girdiği hiç de açık değil. (...) Çarşaf ve başörtüsü konusunda 80 yıllık sabıkasını hálá uhdesinde tutan bir partinin günübirlik bir siyasal çıkar müláhazasıyla çarşaf üzerine rozet takması, onun mazisini silip temizlemeye kifayet etmez. O partinin üzerine katran gibi yapışmış olan mahut sabıkanın silinmesi rozet takma geçiştirmesiyle mümkün değildir...’
Budur işte...
Şimdi gelelim, CHP’deki ‘çarşaf açılımı’nın mimarı görünen İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’e...
Farklı ve rakik bir siyasetçi görüntüsü veren Tekin, niçin böyle bir yola başvurduklarını gerekçelendirirken, partinin ‘Karaoğlan dönemi’ni hatırlatıyordu.
Bu dönemde, CHP, halkı ve halkın değer tercihlerini dışlamadığı için yüzde 42 oranında oy almış. Niçin aynı başarı tekrarlanamasınmış...
Tekin, kısmen de olsa doğruyu söylüyor.
Bugüne kadar girdiği bütün bağımsız seçimleri kaybeden CHP, Karaoğlan Ecevit’li dönemde (1973’te) tarihteki en yüksek oy oranına ulaşmıştı.
Fakat, bunun nedeni, Tekin’in iddia ettiği gibi, ‘dindar kesimlere’ göz kırpması değildi.
Başka bir ‘zaruret’in ürünü olarak doğmuştu Ecevit.
Doğar doğmaz da, ‘altı ok’ fetişistleri, Amerika, CIA ve bugün Ergenekon’la uç veren ‘tahsisli ulusalcı kesim’ tarafından (bunların elbirliği etmesiyle) öldürülmüştü.
Ecevit, ‘ortanın solu’ anlayışıyla imtizaç edemiyordu. Partiyi iyice sola çekmişti.
Darbelere karşıydı.
Hem 9 Mart girişimine, hem 12 Mart muhtırasına mesafe koymuştu.
Biraz da tuhaf bir adamdı...
Bu tuhaf ve nerden çıktığını kimselerin kestiremediği genel başkan, tuhaf ve alışık olmadığımız demeçler veriyordu. Mesela sistemle (‘statüko’yla) ödeşmekten sözediyordu, sistemle ödeşmeden hiçbir sorunun çözülemeyeceğini söylüyordu...
Daha da ileri gidip ‘bu düzen değişmelidir’ diyordu, ‘toprak işleyenin, su kullananın’ türünden ‘komünizan’ mesajlar veriyordu... Cumhuriyet devrimlerinin (mesela şapka devriminin) ‘gereksiz’ ve ‘biçimsel’ düzenlemelerden ibaret olduğunu, bu halka bir şey veremeyeceğini iddia ediyordu.
Evet, CHP en yüksek oy oranına Bülent Ecevit döneminde ulaştı.
Fakat oylar CHP’ye değil, erken bir efsane olarak doğan ‘Karaoğlan’a ve ‘statüko karşıtı’ tutumuna verilmişti.
Daha dün Ergenekon davasını ‘yüreği sızlayarak izlediğini’ söyleyen Baykal statükoyla, darbelerle, muhtıralarla, cuntalarla ödeşmeye, bu tür oluşumlarla arasına mesafe koymaya hazır mı?