EKONOMİST ünvanlı bir takım “otorite”ler, egemenlerin matbuatında işte bunun için istihdam ediliyor!..
Artık net olarak dayatıyorlar;
“IMF ile müzakereyi özel sektör götürmelidir..!”
İşte bu kadar krize karşı formül bu!..
Özel sektör, IMF ile anlaşacak, kredi şartları belirlenecek, hükümete de “hadi bakalım imzala!..” denilecek..
Görüşmesi istenilen “özel sektör” de belli... IMF ile TÜSİAD görüşmeliymiş..!
Krizin “zırtladığı!” nokta işte burası... Hükümet, IMF’den kredi almalı ve büyük patronların taleplerini öncelikle karşılamalı, buna “olmaz” demeyi derhal terk etmeli...
Eli vicdanı üzerindeki ekonomistler, bizlere şöyle tablo çiziyorlar; “Ekonomi bürokratlarının kriz uyarılarına rağmen bazı şirketler gene de 2008 yılının ilk altı ayında borçlarını 33 milyar dolar arttırdılar. Böylece özel sektörün dış borcu yılın ilk yarısında 190 milyar dolara çıktı.
Küresel krizin yaşandığı bir ortamda doğrusu Türkiye’deki şirketlerin rahatlıkla dış borç bulması pek akla uygun gelmiyor. Alınan bu dış borçların bir kısmının şirket sahiplerinin şirketlerinden çekerek yurtdışında tuttuğu paralardan kendi şirketlerine verdikleri borçlar olduğunu söylemek pek yanlış olmaz.
Ayrıca şu da unutulmamalı ki, Türkiye’de bankalar döviz kredisi veremiyorlar. Veremedikleri için de, Türkiye’deki şirketlere döviz kredilerini yurtdışındaki şubeleri aracılığıyla sağlıyorlar. Dolayısıyla özel sektörün dış borcu olarak gösterilen paraların önemli bir kısmı, şirket sahiplerinin ve yerli bankaların açtıkları krediler oluyor. Anlayacağınız, dış borç olarak gösterilen paralar aslında Türkiye ekonomisinin kendi kaynakları.
Peki, kriz lobisi ne istiyor? Kriz lobisi, patronların şirketlerinden çekip yurtdışına götürdükleri ve sonra tekrar kendi şirketlerine borç olarak verdikleri paraların, vatandaşın vergileriyle kendilerine geri ödenmesini istiyor...”
TÜSİAD IMF’den 25 milyar dolarlık kaynak beklediğini açıklamış ve bu kaynağın da reel sektörün borçlarının yeniden yapılandırılmasında kullanılmasını istemişti. Ekonomi ilgili bakanlardan Mehmet Şimşek “IMF kredileri reel sektöre kredi olarak kullandırılamaz...” cevabı verdi... Bakan Şimşek’in cevabı anlamlıdır, sözcüklerinde, geçmiş dönemlerindeki “ahbap çavuş” ilişkilerinin deşifresi bile vardır!.. Şöyledir cevabı;
“Türkiye’nin kotası itibariyle, stand-by anlaşması karşılığında IMF’den 25 milyar dolarlık kredi alınamaz. İkincisi, IMF kredileri reel sektöre kredi olarak verilemez. Geçmişteki yüksek krediler, stand-by anlaşması kapsamında değil, kriz nedeniyle özel anlaşmalarla kullanılmıştır...”
Şimdi olan şu... İlahlar, Bakan’ın kellesini istiyorlar!..
Krema sermaye bastıran büyük krizden pay almadan, yükü devlet kesesi üzerinden halletmek istiyor... Hükümeti teslimiyete zorlamak için açılan savaşı tv ekranlarında da izliyoruz... Çöken çarşılar, yoksulluktan çaresizlik içerisinde kıvranan vatandaşlar, işten atılmalar, umutsuzluk haberleri...
Dikkatinizi çekiyorum, bize bu haberleri sunan muhteremlerin suratlarında, hiç öyle yoksulluktan, işsizlikten, Türkiye’nin kötü gidişinde endişeden, sıkıntıdan, yakınları için endişeden pay almış gibi bir hal neden yoktur..? Neden suratlarından, sıhhat, neşe üstlerinden başlarından zenginlik akıyor... Neden, üç kuruşa talim eden millete (o da edebilirse) patronlarının mutluluk, zenginlik, üstünlük haberlerini sunarken suratları kızarmıyor...
Nasıl bir yüzsüzlükle, “IMF’den al bizim patrona aktar” haberlerine millete kurtuluş reçetesi diye sunabiliyorlar!!?
Hükümet bu baskıya direnebilecek mi?.. “Seni o koltukta rahat oturtmayız, sana senin içinden bile rakip hazır, elimizde duruyor” mesajları gönderilen Erdoğan’ın işi zordur!..