EKONOMİ, diplomasi, siyaset...
Hepsinde aynı fotoğraf!
Yani bugünlerde herkesin gözü, başkasının arka bahçesinde...
Herkes, dikenli çitlerle çevirdiği bahçesini güvende zannedip, başkasına gözünü dikerken, bir de bakıyor ki, davetsiz misafirler kendi bahçesinden pay kapıyor!
Örneğin ABD, yıllardır Rusya’nın arka bahçe olarak baktığı coğrafyada cirit atıyor.
Balkanlarda komünist rejimlerin birer birer yıkılması ve Sovyet etkisindeki ülkelerin yönlerini batıya dönmesiyle arka bahçe sınırları büyük ölçüde değişti. Romanya Çavuşesku, Bulgaristan ise Jivkov döneminden sonra hızla AB’ye entegre olurken, Yugoslavya dağıldı. Hatta arka bahçesinde gerekli önlemi alamayan Sovyetler bile bugün yok.
Yani o derece önemli bir alandır bu arka bahçe durumu...
ABD daha sonra gözünü Kafkasya, Karadeniz ve Orta Asya’ya dikti. Okyanus ötesinden, Rusya’nın arka bahçesine ortak çıkıp, füze sistemleri kurarak bir anlamda onun büyümesini engelleme ve nimetini kapma yolunu seçti. Gürcistan’ın Abhazya ve Osetya’daki girişiminin ardından Rusya’nın silahlı müdahalesi iki ülke arasındaki gerilimden çok, arka bahçe mücadelesinin bir sonucuydu. ABD gemilerinin, binlerce mil ötesindeki Karadeniz’e geçişi de aynı şekilde.
Şimdi Rusya da boş durmuyor!
Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in yıllar sonra bir anda ABD’nin dibindeki Peru, Brezilya, Küba ve Venezüalla’ya çıkartma yapması, “kısasa kısas” politikanın bir sonucudur. Yani artık Rusya da, ABD’ye karşı arka bahçesinde geziniyor.
Siyasette de aynı yarış...
Küresel boyutta yaşanan “arka bahçe savaşları” aslında Türkiye siyasetinde de kendisini göstermiş durumda.
Farkındaysanız klasik sağ-sol siyasetin yerini artık farklı siyasi motifler aldı. Ve bununla birlikte yıllardır aynı çizgiyi sürdüren partiler bir anda “açılım” derdine düşerek, diğer partilerin “arka bahçe” olarak nitelendirdikleri ve “oy deposu” olarak gördükleri kesimlere zeytin dalı uzattı.
Hatırlayın, Başbakan Erdoğan, partisi AKP’yi tarif ederken “muhafazakar-demokrat” olarak tanımlamıştı.
Ancak aynı Erdoğan, yıllarca MHP’nin üstlendiği Türk Dünyası Kurultayı’na hamilik yapıp, Söğüt’teki kurultayda boy gösterdi. Hesap belliydi. Hemen ardından Güneydoğu’da Kürt asıllı Türk vatandaşlarına seslenirken, “Bir ve beraberiz, 70 milyon kardeşiz” sloganını kullandı. DTP’ye yönelik diğer sözleri kimi kesimlerce “Ya sev ya terket” mesajı olarak algılandı. Yani DTP’nin “arka bahçe” olarak gördüğü Güneydoğu oyları da artık DTP’nin oy deposu değil.
Ertuğrul Günay başta olmak üzere, solun önde gelen bazı isimlerine AKP kapılarının açılması, “insan hakları”, “özgürlük” gibi sol partilerin ana söylem sloganları Başbakan Erdoğan’ın temel aldığı değerler haline dönüştü. Bugünlerde Alevi açılımının da AKP gündeminde olduğunu hatırlatayım. Yani, diğer partilerin “arka bahçe” hesabı yaptığı alanlardan aldığı oylar AKP’yi büyüttü.
Açılım üstüne açılım!
AKP yaptı da, diğerleri boş mu duruyor?
Hayır...
CHP, önce 2007’deki genel seçimlerde merkez sağın önde gelen bazı isimleriyle dirsek temasına girdi. Sağ siyasetin simgelerinden İlhan Kesici’nin bugün CHP saflarında yer alması elbette bir rastlantı değildi. CHP Lideri Baykal bununla da kalmadı. İstanbul’da çarşaflı ve türbanlı üyelere rozet takışı, “AKP’nin arka bahçesi karışacak” yorumlarına yol açtı.
Sahsen ben CHP’nin bu açılımını destekliyor olsam da, bugün hala CHP’nin açılımı hem parti içinde hem de toplumun farklı kesimlerinde hararetle tartışılıyor.
Tabii MHP de bu anlamda kendisini ifade etme gereksinimi duydu.
Önce “Kürt kardeşlerimizi bizden daha iyi anlayan olmaz” açıklaması geldi. Aslında bu, partinin yıllardır savunup, etnik temelde siyaset yapmama gayretinden ötürü sıkça dillendirmediği bir söylemdi.
Hemen ardından MHP Lideri Bahçeli’nin Alevi manifestosu geldi. “Sorunlarınızı biz çözeriz” açıklaması, yıllardır sol partilere oy verdikleri savunulan Alevi kesim için bir alternatif oluşturma göstergesiydi. Bundan önce, türban konusunda AKP’yle girişilen Anayasa değişikliği de “AKP’nin türbanı siyasi malzeme konusu yapmasının önüne geçme çabası” olarak yorumlanmıştı. “Büyük çatı” formülüyle, farklı kesimlerden isimlere MHP kapılarının açık olduğu çağrısı aslında başka partilerin arka bahçelerini etkileyecek bir anektod olarak nitelendirilebilir.
Göreceksiniz, 29 Mart seçimlerinde, bu “arka bahçe” mücadelelerinin sonuçları da ortaya çıkacak. Partilerin kendi içlerinde çok tartıştığı açılımlar, bu kez seçmen tarafından oylanacak. Kısacası, “Yeni söylem ve uygulama” olarak partiler “arka bahçe” politikalarını değiştirdi.
Sözün özü, bir dönemin klasik mücadeleleri hızla değişiyor.
Artık yeni figürler, yeni söylemler ve yeni uygulamalar dünyayı ve Türkiye’yi sarıyor.
Değişimin sihirli sözcüğü de “açılım” olarak gündemde yerini aldı.
Bakalım bu rüzgar, hangi dağları devirecek?