BAŞBAKAN Erdoğan son zamanlarda sık sık başka politikacı ve devlet adamlarına dik durmalarını tavsiye ediyor. Bu tavsiyede bulunulanların tek ortak özellikleri ise bulundukları şartlara göre çok tepki alabilecekleri adımlar atmış olmalarıdır. Başbakan Erdoğan acaba neden sık sık bu tavsiyeyi tekrarlamaktadır?
Çıkartılan gömlek
BUNUN Erdoğan açısından siyasi bir sebebi yoktur. Esasen onun bilincine değil bilinçaltına ait bir sözdür. Erdoğan hep dik durmak istedi. Kendisi ile ilgili hep bir adım attıktan sonra bir milimetre bile geri adım atmayacak bir siyasetçi ve devlet adamı imajı oluşturmaya çalıştı. Kader (öyle diyelim) ona bu fırsatı vermedi. Erdoğan hiçbir zaman dik duramadı. Zoru görünce hemen geri adım attı. İşe milli görüş gömleğini çıkartarak başladı. Bir ara en uçuk liberal söylemleri bile dillendiriyordu. Şimdi ise milliyetçiliğe kaydığı söyleniyor. Kürt meselesini tanıyacağım dedi. Bugünlerde ise, Sabır ama nereye kadar?, diyor. Türban konusuna velev ki diye girdi. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarından sonra ise, Çiğ meyve yenmez, diyor. Ayaklarının yere basmasından bahsediyor. Demirel Erdoğan’ın Başbakanlığının daha başlangıç döneminde onun için, Çok cesur kararlar alıyor ve sonrada bunlardan daha büyük bir cesaretle cayıyor, demişti. Dik durmak Başbakan Erdoğan’ın hep içinde kaldı, bir türlü kendi siyasal hayatında gerçekleştiremedi. Diğerlerine dik durmayı öğütlerken ben yapamadım bari siz yapın demek istiyor. Bilinci değil bilinçaltı konuşuyor. Çok isteyip de bir türlü dik duramamanın ruhunda meydana getirdiği yoğun gerilimi böyle bir tavsiyeyle dışarıya yansıtıp (projection) kısmen de olsa rahatlamaya çalışıyor.
Toplum
ACABA Başbakan Erdoğan başından beri dik dursa idi toplum veya daha doğru bir ifade ile ona oy verenler onu sürekli olarak desteklerler miydi? Sürekli diyorum zira başlangıçta dik duruşlar gayet coşkulu bir toplumsal desteğe sahip olurlar. Ama zaman ilerleyip de dik durmayı zorunlu kılan karşı duruş gevşemedikçe söz konusu destek giderek azalmaya başlar. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi halkın istikrar ve huzurdan yana olmasıdır. İşsizler, hiçbir şeyi olmayanlar bile başlangıçta dik duranları destekleseler de giderek istikrar ve barıştan yana tavır koymaya başlarlar. İkinci sebep ise siyasi partilerde veya siyasi hareketlerde asıl belirleyici olan orta sınıflar (burjuvazi) her zaman için uzlaşmadan yanadırlar. Gerilimi sevmezler. Sadece kısa sürecek ve kesinlikle tuttukları siyasi parti lehine sonuç verecek durumlarda dik durana destek olurlar. 2007 yılı 27 Nisan’ındaki e-muhtıra ile 22 Temmuz Genel Seçimleri arasındaki zaman dilimi bu söylediklerimizin tam bir örneğidir. Türkiye’nin son 48 yıllık demokratikleşme tarihini bu gerçeği göz önünde bulundurarak incelemekte büyük fayda vardır. Başbakan Erdoğan bunu daha önceleri bilmese de artık tamamen öğrenmiştir. Bundan böyle dik durabilmek onun için kendine hüzün veren bir özlemden ibarettir.
Bundan sonrası
BAŞBAKAN’IN günümüzde de yine değiştiği sıkça söylenmektedir. Söylentinin ötesinde görünüş de budur. Ancak bu değişim ne anlama gelir ki? Durmadan değişmek Başbakan’ın asli tabiatı olmuştur. Değişmişse yine değişecektir. Nerde duracağını belirlemek mümkün değildir.
Sadece Başbakan Erdoğan değil son dönemlerin hemen hemen bütün siyasetçileri maşallah birer rüzgargülü gibidirler. Bir dava, bir inanç, bir içtihat, bir vizyon ve bir misyon adına siyaset yapmıyorlar. Muhalefette iseler fincancı katırlarını ürkütmemeyi, iktidarda iseler en güçlünün istediğini yerine getirmeyi doğru siyaset sayıyorlar. Ama her zaman ve her konuda en güçlü olanı bilebilmek mümkün olmuyor. Bazan da en güçlü olanlar ne istediklerini açıkça söylemiyorlar. İşte o zaman Başbakan Erdoğan dahil politikacılarımızda bir şaşkınlık başlıyor. Söz konusu belirsizlik onlara en kısa zaman dilimleri içinde bile birbirine tamamen zıt şeyleri söyletebiliyor ve kararları aldırtabiliyor.
Başbakan Erdoğan bazı şarkıları seviyor. Ya bunları söyleyenlere katılıyor ya da konuşmalarında bu şarkılardan alıntılar yapıyor. Herhalde dilinden hiç düşürmeyeceği şarkı, Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına, olmalıdır.