www.Turkmedya.com
Perşembe, 02 Eylül 2010
Turkmedya.com Google 
Anasayfa |  Sitene Ekle |  Üye Girişi |  Künye | İletişim  
İL PORTALLARI

Almanya
Hollanda
Fransa
Kıbrıs
Ülke Seçiniz

Add to Google
Add to Google
Ertuğrul ÖZKÖK  -  Hürriyet
Yazı boyutu            
Niye salı gecesi
TABİİ ki, herkes gibi benim de aklıma şu soru geldi.Belgeyi kaleme aldığı iddia edilen Albay’ın tutuklanma kararı neden, Milli Güvenlik Kurulu’nun yapıldığı güne kondu?

Böyle bir kararın MGK toplantısı sürerken alınmasının bir anlamı var mıydı?

Ne bileyim, "meydan okumak", "Siz ne derseniz deyin, hangi merciye şikáyet ederseniz edin, biz bildiğimizi okuruz" demek için mi?

Hafta başında herkes gibi biz de savcının Albay’ı pazartesi günü ifadeye çağırdığını sanıyorduk.

Albay’ın o gün, ifade vermeye gelmediğini, ertesi güne bıraktığını biliyorduk.

O durumda bu soruyu, Albay’a sormamız gerekiyordu.

Neden MGK toplantısı günü ifade vermeye gittiniz?

Ancak, Ergenekon davasını yürüten polis ve savcılarla çok yakın ilişkisi olan bir meslektaşımız dün köşesinde, Albay’ın salı günü çağrıldığını yazdı.

Bu durumda sorunun muhatabı değişiyor.

İfade alma işlemi neden salı gününe kondu?

Sıradan bir davet mi?

Öyle olsa bile izahı güç.

* * *

Bu mesele artık hepimizin.

Yani bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı herkesin meselesidir.

Önümüzde şöyle bir tablo var.

Askeri savcı, "Biz Albay’ı araştırdık. Hiçbir şey bulamadık. Dava açmaya gerek yok" diyor.

Ülkemizin Genelkurmay Başkanı canlı yayında "Bizim için bu bir káğıt parçasıdır" diyor.

"Bunu siz yargılayamazsınız" diyor.

Ülkemizin sivil savcısı ise "Albay bu işi yapmıştır" diyerek, tutuklanmasını istiyor.

Mahkeme de isteğe uyuyor ve Albay’ı tutukluyor.

Hem de nasıl bir gece...

Askerlerin belge olayını Milli Güvenlik Kurulu’na götürdüğü, bu olayı "Askere karşı asimetrik bir psikolojik harp" olarak nitelediği ve bunun sorumlularının bulunmasını istediği gece.

Aynı soruya geliyorum.

MGK’nın salı günü toplanacağı çok önceden belliyken tutuklama kararı neden böylesine kritik bir güne bırakıldı?

* * *

Gelelim ikinci soruya.

Albay’la ilgili gerçek nedir?

Askeri savcı mı doğruyu söylüyor, yoksa sivil savcı mı?

İkisine de güvenmek ve güvenmemek için nedenlerimiz var.

Bazı askeri şahısların geçmişteki sicilleri, andıçlar, bugünkü olay hakkında bize hakikatı anlatmasa da fikir veriyor.

Ama hukukta "Başka birini öldürmüş, bunu da öldürmüştür" diye bir anlayış yok.

Dolayısıyla yapmamış da olabilir.

Sivil savcıya gelince, evet tarihi önemde bir davayı yürütüyor.

Ama bu davaya, bazı siyasi hesaplaşmaların da dahil edildiğine dair kamuoyunun bir bölümünde derin şüpheler var.

Açıkça söyleyeyim bende de var.

O zaman sivil savcının iddiası hakkında da kesin bir hükmüm yok.

Gerçi arada şöyle bir fark da var.

Askeri savcı sadece elindeki belge hakkında konuşuyor.

Sivil savcının elinde tutuklama istemi ile ilgili başka somut belgeler olabilir.

Ama bu nüansı, en azından şu görünümü ile kamuoyuna anlatmak kolay değil.

Neticede şöyle veya böyle şu soru kafamızda büyüyor.

İki savcı da bu kadar kesin ifadelerle konuşuyorsa gerçek nerede?

Türkiye artık bu sorunun cevabını almak istiyor.

Herkes olmasa da bazı insanlar, ordumuzun böylesine hırpalanmasını, komuta kademesinin bile zor durumda kalmasını derin endişeyle izliyor.

O nedenle, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, ana muhalefet ve muhalefet partileri ve öteki kurumların gerçeğin ortaya çıkmasına katkıda bulunmasını bekliyoruz.

Eğer yanlış yapanlar ordunun içindeyse, mutlaka bulunup hesabı sorulmalı.

Ama yok, eski bazı sicillerden önyargılardan hareketle, çok özel bir cezalandırma, yıpratma, bitirme kampanyası sürdürülüyorsa, buna da dur demenin zamanı geldi.

Ordumuzu kim yıpratmaya çalışıyorsa, cezasını bulmalı.

İçerden veya dışardan, hiç fark etmez...

Kenan Evren’E.Ö.in yargılanması talepleri üzerine 26 Haziran 2009 günü yazdığım "Yargıya bırakmam intihar ederim" başlıklı yazımda eski Kültür ve Turizm bakanlarından Agah Oktay Güner’in şu sözlerine yer vermiştim: "Eğer 12 Eylül öncesi Ecevit ve Türkeş evet deseydi ve seçime gitseydik 12 Eylül olmazdı." Doğrusu, "Demirel ve Türkeş erken seçim istedi, Ecevit ve Erbakan ise karşı çıktı" şeklinde olacaktı. Ayrıca Güner 12 Eylül döneminde cezaevinde 12 değil 16 ay kalmış.





Turkmedya.Com Bir İnternet Holding A.Ş. İştirakidir. © Copyright 1996 - 2010