AYDINLIK GELECEĞİN ÂŞIKLARINA
Öğretmen, sosyal yargılarını başka dünyanın aydınlarının eserlerinden değil, kendi toplumundan; kitaplara bakarak değil, halkın içine girerek vermelidir. Çünkü o, halkın karşısında sorumluluk duyan bir kişidir. Bunun için, halkının sosyal ve psikolojik yapısını, tarihsel ve kültürel bağlarını, dilini, duygularını, sahip olduğu değerleri ve yaşam biçimini bilmek durumundadır. Bundan sonra doğruluk ve içtenlikle işe koyulduğu zaman, kendisinin de halktan biri olduğunu ve köklü bir ağacın dalları ve yaprakları gibi halkıyla aynı nefesi alıp verdiğini görecektir. Öğretmen, hedefine ulaşmak için önünde oldukça uzun bir yol bulunduğunu bilmelidir. Yaşamın engebeli yollarında ilerlerken, ters anlayışlarla, moral ve cesaret kırıcı tutumlarla, davranışlarla ve hatta kendisine çok ağır gelebilecek koşullarla karşılaşabilir.
Öğretmen, bunları yaşamın doğal bir zorunluluğu olarak görmeli, cesaret ve öz güveninden hiçbir şey yitirmemeli ve hedefine doğru mola vermeden, kararlılıkla yoluna devam etmelidir.
O hâlde öğretmen, kendisine tam bir öz güven duymalıdır. Ünlü bir şair
Şiirinde bu durumu veciz bir şekilde şöyle dile getirmektedir: EN İYİSİ" Dağ tepesinde bir çam olamazsan, Vadide bir çalı ol. Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın. Çalı olamazsan bir ot parçası ol, Bir yola neşe ver. Bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol. Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın. Güneş olamazsan yıldız ol. Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir. Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.
"İdeal-örnek bir öğretmenin üç önemli temel özelliği vardır: doğruluk, iyilik ve güzellik; Aydınlık gelecek aşkı, özlemi ve umuduyla yoğrulmuş bir öğretmen için, çabasız geçen her gün ve bir şeyler üretmeden geçen her an, vicdanını ezecek ağır bir yük, yüce duygularını incitecek acı bir ızdırap olacaktır.
Bilgisizlikten çorak ve çatlayan topraklara dönen nesilleri, başyapıt durumuna getirenler... Tükeninceye kadar yanan bir mum gibi etrafını aydınlatanlar... Kültürü oluşturarak zekâyı, hayali, duyguyu işleyenler, şekil verenler...
Mevlâna’nın, Yunus’un sevgi bahçelerinden inciler; Itri'nin bestelerinden Veysel'den güller deren hisler... Karlı çizmelerle, karlı ovalardan yemyeşil vadilere yürüyen; köylerin, kentlerin aydınlığı olan kardelen çiçekleri...
Neye baksak, nereye baksak insan mimarı öğretmenleri görürüz. Öğretmenler özgürlüğün yağmuru, geleceğin alın çizgisi,
|
|
suda göz halkalarıdır, fırtına öncesi... Bir fırtına ki hemen ardından güneş doğar. Sevginin bilginin güneşi, bulutsuz masmavi dünyalara sıcacık bir bahar kokusu yayar. "Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır." diyen çatık kaşlarda, çakmak gözlerde, Meriç'ten Aras'a, Kızılırmak'tan Asi'ye akan ve kefensiz yatan bir şehittir öğretmen... Yurdun hiç ölmeyen, hiç sönmeyen ocağıdır. Yeniden filizlenen Ata'sından dönmeyen şehit çocuğudur. Samsun'da, Erzurum'da, Sivas'ta; Sakarya'da, İzmir'de, Ankara'da...
Paslanmaktansa yıpranmayı tercih edenleri... İnsanları bilgisizliğin koyu bataklığından aydınlığa kavuşturanları... Uygarlık peteklerini süzme saf bal ile dolduranları... Geçmiş çağlardan günümüze süzülerek gelen seçkin kişilerin mimarlarını... Ve tüm bu güzel meziyetlerin sahipleri olan öğretmenlerimi en içten duygularımla selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.
Ali Galip TIRAŞ
ANTALYA Türkmedya.com TEMSİLCİSİ Olmak için Lütfen Tıklayın »
|