| 21 Köy Enstitüsü kapatılırken |
Yazı boyutu
|
|
Bedeli hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek kadar saygın, sevgi ve fedakârlık mesleği, sınırları okul ve sınıf duvarlarıyla çizilemeyecek, zil ile başlayıp bitmeyecek kadar ağır bir sorumluluk gerektiren kutsal bir görev olan öğretmenlik mesleğinin bu yıl 27’incisini kutluyoruz. Atatürk’e Başöğretmenlik ünvanının verilişinin 79’uncu yılında, öğretmenlik mesleğinin 27’inci yıl dönümünü kutladığımız bugünde okuma yazama oranının çok düşük olduğu Cumhuriyet dönemi öğretmenleri Hüseyin Akbaş ve Cavit Soysal’dan bilgi aldık. Gönen Köy Enstitüsü’ne kayıt yaptırdıkları günden tutunda, öğretmen olarak atandıkları ilk okulları anlatan Akbaş ve Soysal, günümüz öğretmenlerinin okumadığından ve Atatürk karşıtı bir düşünce ile eğitim vermelerinden şikayet ederek, tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutladılar. 1942 yılında 14 yaşındayken kaydını yaptırdığı Gönen Köy Enstitüsü’nü anlatan Akbaş, “Babam benim öğretmen olmamı hiç istemişti. Çünkü o yıllarda köylerde işçiye ihtiyaç vardı. Ben dağda bayırda davar güderdim. Fakat daha sonra ailemden gizlice katıldığım Gönen Köy Enstitüsü’nden 17 yaşında mezun oldum. Daha sonra buradan direk olarak Yeşilova’nın Gökçeyaka Köyü’ne atamam gerçekleşti. Köye gittiğimde yaşımdan ziyade köy enstitüsünden mezun olduğum için bana biraz tavır aldılar. Burada zaten bir eğitmen var, sen neden geldin dediler. Tabii bu şekilde köylüyü kışkırtan köy ağalarıydı. Buna karşı ise, ben size kızmıyorum. Birgün siz benide seveceksiniz dedim ve gerçektende böyle oldu. Nitekim oradanda evlendim” dedi. Bu yılları anlatan birde kitap yazdığını söyleyen Akbaş, “Gönen Köy Enstitüsü Gerçek Düşünce ve Eğitim” adlı bir kitap yazdım. 5 yıl boyunca görev yaptığım Yeşilova Gökçeyaka Köyü’nde 5 yıl görev yaptıktan sonra Demokrat Parti’nin seçimi kazanması ile beni Dirmil’e sürdüler. Aslında il dışına sürülmüştüm fakat dönemin Valisi ve Milli Eğitim Müdürü beni il içerisinde bir başka okula Manca Köyü’ne atadılar. 2 yılda burada görev yaptıktan sonra kendi köyümün yakınlarında bir köye geldim. 30 yıllık öğretmenlik yaşamımın 15 yılını köylerde, 15 yılını ise şehir merkezinde geçirdim” dedi. Bugünkü öğretmenliğin kendi zamanlarına hiç benzemediğini, kıyaslanamayacağını söyleyen Akbaş, “Benim iki kızımda öğretmen. Fakat bizim gibi öğretmen değiller. Çoğunluğu politikaya uydular. Bugün Atatürk’e düşman olan öğretmen bile var. Bizlerin belli bir siyasi düşüncesi yoktu ve köyleri seviyorduk. Biz yazında köyden ayrılmıyorduk. Gece gündüz hep yanlarındaydık. Şimdi köy yerinde öğretmen durmuyor. Düşünün bir öğretmen Burdur’da ikamet ediyor ama öğretmenlik yapmaya köye gidiyor. Buna rağmen yinede Atatürk yolunda devam eden öğretmenlerimiz var. Bu öğretmenlerimiz olmasa, eğitimde durumumuz daha kötü olabilirdi. Fakat buna rağmen karşıt düşüncedeki öğretmenlerimizin sayısıda oldukça fazla. Çünkü demokrasi başladıktan sonra, Türkiye’de tamemen öğretmenliği ele aldılar. Atatürk öğretmenliğini yok etmeye çalıştılar. Öğretmenleri ele alarak, ağalar, beyler, siyasiler muhaffak olabileceklerini zannettiler. Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi öğretmene değilde, imama bağlı olabileceklerini düşündüler ve öğretmenliği yozlaştırdılar. 1947’de ilk okullara din dersi konuldu. 1954’de köy enstitüleri kapandı. 21 Köy Enstitüsü vardı bunları kabullenemediler, bunlar kapatıldı ve 609 İmam Hatip Okulu açtılar. Bu tamamen öğretmenliği yozlaştırmak, Osmanlı’da olduğu gibi köylüğü imama bağlamak, köylüğe öğretmenin tesirini kesmek ve Atatürk yolundan saptırmaktı amaçları. Bugün kızlar, erkekler ayrı ders görsün diyebilen bir öğretmen sendikası genel başkanı var. Bunları duydukça üzülüyorum.
|
|
Bizim zamanımızda öğretmenler tek bir amaçla, Atatürk’ün ‘Köylü Fakirlik ve cahillikten kurtulacak’ sözleri ile köylere gitti. Bu söz ile köy enstitüleri kuruldu” dedi. 1948 yılında 14 yaşında kaydını yaptırdığı köy enstitüsü yıllarını aktaran Soysal’da, “Ailem enstitüye gitmemi istemediği enstitülerin kötülendiği yıllardı o yıllar. Köy enstitülerinin kominist yuvası olarak propagandası yapılıyordu. Ben ve üç arkadaşımı kaçarak sınavlara götürdü. 4 kişi sınavı kazandık ve 1948’de hepimiz kaydımızı yaptırdık. 7 yıl okuduktan sonra 21 yaşında öğretmen oldum. Dönemin Milli Eğitim Müdürü Tevfik İleri, ben dördüncü sınıfta iken bizi toplantı salonuna toplayarak, ‘Bize nalbant öğretmen lazım değil. Bundan sonra iyi, efendi öğretmen istiyoruz’ dedi. Yeşilova’nın Çaltepe(Gebrem) Köyü’ne tayinim çıkmıştı. Bana bu köye giderken yolculuğum esnasında ‘Sigara içiyon mu? İçki içiyor musun? Kumar oynuyor musun?’ diye sordular ve bende bunların hiçbiri ile bağlantımın olmamasına karşın, hemen otobüsten inip geri gitmemi söylediler. Yeni mezunum dönmek istedim bir an ama dönüş için otobüs yok. Daha sonra Okulun Başöğretmeni Ahmet Çetin ile karşılaştım ve korkmamam gerektiğini söyledi, hatta öğretmeni çok sevdiğini belirtti. Gerçektende çok iyi karşıladılar. Birçok çalışmada yanlarında bulundum. Beraber ava gittik, maç yaptık. Hatta bir keresinde gençliği kumar alışkanlığından kurtarmak için voleybol alışkanlığı kazandırdık” dedi. 1982 yılında emekli olduğunu aktaran Soysal, “İki kızım ve damatlarım öğretmen. Günümüz öğretmenlerinin okuma alışkanlığı çok düşük. Ben halen daha kitap okuyorum. Hem İl Halk Kütüphanesi’ne, hem Belediye Kütüphanesi’ne üyeliğim var. Evdeki kitaplığımdaki kitapların büyük bir kısmını İl Halk Kütüphanesi’ne, bir kısmınıda köyüme gönderdim kütüphane açılması için. Fakat köy okulu müdürü sol bulduğunu söyleyerek, kitapların bir kısmını kabul etmemiş” dedi. Kaynak : www.burdurgazetesi.co
BURDUR Türkmedya.com TEMSİLCİSİ Olmak için Lütfen Tıklayın »
|